Türkiye de siyasi partiler, sendikalar, odalar, kooperatifler, dernekler ve vakıflar üzerine geniş kapsamlı bir araştırma yapılıp , yapılmadığı nı ve bu konunun iyice inceleme araştırmasının yapıldığına toplum olarak şahit olduğumuz söylenebilir mi.? Bu yazımızda toplum hayatımızı her yönüyle ilgilendiren bu konuyu tüm açıklığı ile gözler önüne sergilemeye çalışacağım.

Dünyadaki örgütlenme biçimleri ile ülkemizdeki örgütlenme yapıları tamamen benzerlik ve aynilik göstermesine rağmen, Dünya daki yönetim biçimiyle ülkemizdeki yönetim biçimleri tamamen zıtlıklar ve çelişkilerle doludur. Bu çelişkileri görmek için çok fazla araştırma yapmaya da gerek yoktur. Normal hayatına devam eden bir insan ın tv seyrederken bile biraz kuşkucu kişiliği varsa, Avrupa da, Japonya da, ve, Amerika da ki yönetsel biçimler ile Ortadoğu ve Asya, da ki yönetim becerileri arasındaki farkların ayırt edilir derecede farklılık göstereceğini anlayıp nedenini sorgulaması gerekmektedir.

Dünyada ki tüm ülkelerde aslında tarih ten ve bu günkü uygulamalar kopya edilip geliştirilerek devam ettirilmektedir. Böyle olduğu bilindiği halde her ülkede, her kıtada veya her coğrafi bölgede farklı yönetim becerileri neden değişiklik arz etmekte dir. Bu aslında üzerinde çok araştırma yapılması gereken bir durumdur. Coğrafi bölgelerin durumu, insan ırk larının ve yaşam şekillerinin durumu, toplumların değer yargıları, inanışları ve kültür ler i , tüm bu yönetimsel becerileri ile yakından paralellik göstermektedir.

Batı toplumlarında ve Japon halkında yönetim becerileri ile , Ortadoğu ve asya halklarındaki yönetimsel farklılıklar insanların içinde yaşadıkları kültür le ve dünya yı algılamaları ile yakından alakalıdır. Bunda belki de inanç sistemlerinin etkileri de gözlemlenebilmektedir.
Türkiye ölçeğinden özelimize inip konuyu mercek altına aldığımızda aslında tarihler boyu en üst seviyede olan ve tüm toplumların ilham aldığı yönetimsel başarılarımızın son yüz yıllarda tutuculuk seviyesinde geleneksel toplumun tüm kötü özelliklerini örnek alan bir yapıda oluştuğu gözlemlenmektedir. Kısaca tüm kurumlarımızı irdeleyecek olursak nasıl bir yapıya sahip olduğumuz mutlaka görülecektir.

Türkiye de siyasi partiler çok partili seçim sistemine geçişle birlikte farklı partilerin ortaya çıkmasıyla 1946 sonrasında şekillenmeye başlamıştır. 65 yıllık çok partili sistemimizde siyasi parti liderleri ya cumhurbaşkanı olana dek veya ahret hayatına intikal edene dek partilerinin başında lider olarak çoğu görevlerine devam etmişlerdir. Hiç iktidar olamayan veya hiç meclis yüzü göremeyecek olan siyasi partilerde bile liderler bir meslek gibi genel başkanlıklarına devam etmektedirler.

Ziraat odalarında kırk yıl boyunca oda başkanlıkları yapanların olduğu yakın zamanda basında yer almıştır. Diğer meslek odalarında da aslında durum farklı değildir. Bir genel başkan veya şube başkanı bir göreve seçildiği zaman sanki ölene dek veya kendi isteği ile o görevden feragat edene dek bu görevlerini devam ettirmektedirler. Sanki bu göreve gelenlere bu koltuklar tapulanmaktadır. Bir kez göreve geldin mi sistem senin elinde olacağından kötü niyetliysen seni bu koltuklardan indirmek te artık imkansız hale gelmektedir. Bu konu dernekler, kooperatifler ve vakıflar içinde böyledir.

Sendikalar Türkiye deki en rahat ve özerk kurumlardır. Siyaset gibi bir sorumlulukları da yoktur. Hesap verecekleri kongrelerde kendi belirledikleri delegelerle seçimlere gittikleri için onlara delegeleri de hesap soramazlar. Kendileri hep hesap sorma makamında olduklarından hep hesap sorarlar. Ama kimseye hesap vermezler. Ayrıca çalışan işci ve memur aylıklarından ve memur lar için verilen devlet yardım ları aidat ları hesaba katınca aslında Türkiye de bacasız sanayi gibi dev gelirleri olan çok büyük harcamalar yapabilen kurumları meydana getirirler. Üstelik seçim sistemlerindeki sonsuz seçilme hakları olduğu için bu arkadaşlar sanki işyerlerine çalışmak için değil de ömür boyu sendikacılık yapmak için girmiş olduklarını sanırlar. Ülkenin ve çalışan ın sorunları ve ülkenin geleceğiyle ilgili kafa yoracak birikim ve , entelektüel bilgiden de çoğu yoksun olduğu için siyasetçilerinde işine geldiği üzere hiç biri aslında yapması gereken asli işlere kafa dahi yorma ihtiyacını hissetmezler. Çok da yıprandıkları zaman milletvekilliği ni son kaçış basamağı olarak görürler. Hemen hepsinin ortak özelliği en az yirmi yıldır veya otuz yıldır sendikacılık yaptıklarını söylemeleridir. Aslında savunacaklarını iddia ettikleri sınıf ın üzerinde asalak olarak yaşadıklarının farkındadırlar.
Türkiye deki siyasi ve sivil toplum örgütlenme yapısı tamamen bir açmaza doğru hızla sürüklenmektedir. Bu günkü sistem geleneksel toplum yapımızın da hesaba katıldığını düşünürsek aslında, toplumun değişmesi, gelişmesi nin önünde bir engel gibi durmaktadır. Aslında herkesin çok iyi bildiği gibi, liyakatli insanların göreve getirilmesi gerekirken çok kötü hastalığımız olan benim adamım olsun, benim görüşümden olsun veya benim kötüm olsun, mantığında olduğu şark kurnazlığı bizim toplumumuzda yerleşik olarak devam etmektedir. Bu yapı da gelecekte değişime uğramazsa Türkiye deki sistemin de Ortadoğululaşacağının kaçınılmaz olarak zaman içinde toplumumuza gösterecektir.


Türkiye nin aslında kurumsal laşmış ve dünyaya örnek olmuş kurumlar da vardır. Bunlara örnek verecek olursak genelkurmay başkanı seçilirken nasıl seçileceği ve kaç yıl o görevi ifa edeceği bellidir. Yine Cumhurbaşkanlığı gibi en üst makamı da böyledir. Cumhur başkanı nın kaç yıl için ve ne kadar süre için bu görevi yapacağı bellidir.

Türkiye siyasi ve sosyal yapısını kişilerin iki dudağı ve çıkarları arasında hapsolmasından kurtarmalıdır. Gelecek yıllarda dünyada lider olmayı düşünüyorsa önce iyi yönetilen kurumları ile topluma güven ve kalite getirmelidir. Tüm kurumlarının yapılanmasını ve seçim sistemlerini yeniden inşa etmelidir. İstisnalar olabilir fakat hayatın sonsuz olmadığı gibi her görevin de süresinin mesleki şartlarını göz önüne alarak yeniden yapılandırmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Engin Barutçu 10 yıl önce

Harun Bey merhaba;tesadüfen de olsa yazınızı ilgi ile okudum ve çok beğendiğimi söylemek isterim.Türkiye Sivil Havacılık Sendikası'nda yönetim kurulu üyesi iken tüm yönetim kuruluna karşın,üretim alanında çalışmaya devam eden arkadaşlarımızla kurduğumuz Gökkuşağı Hareketi olarak halen devam eden mücadelemizden en azından sitemizi ziyaret ederek,soruna nasıl yaklaştığımızı sizlerle paylaşmak istedim.Kolay gelsin.
Sağlıcakla kalın...

Avatar
harun özdemir 10 yıl önce

sayın hayri bey, sayın nurattin bey, sayın erdal bey yaptığınız yorumlarla verdiğiniz katkılar için sizlere teşekkür ederim. ülke siyasi ve stk larının içinde olduğu durumu , çıkmazı görüp bunların iyileştirilmesi yönünde yapmış olduğunuz yorumlara katılıyorum.

Avatar
Erdal GÖROĞLU 10 yıl önce

Harun Bey ,
Öncelikle toplumumuzdaki önemli bir problemi gündeme taşıdığınız için size teşekkür ediyorum.
Sistemdeki bozukluk , kişilerde doğal olarak sistemin bir parçası olduğundan zincirleme yanlışa sürüklemektedir.
Geçenlerde TV'de 50 yıl görev yapmış bir sendika başkanının başkanlığı gözyaşları ile bırakmasının görüntülerini seyrettim.
25 yaşında sendika başkanı olmuş,75 yaşında hala başkandı.
Bu bir paylaşamama problemidir.
Bu bir demokrasi hazımsızlığı problemidir.
Bu bir ben olmazsam olmaz diyen bir zihniyetin problemidir.
Demek ki sistemi değiştirmek zorundayız.
Sistemi kişilerin insiyatifinden kurtarmalıyız.
Bu şekilde yönetimlere gelen kişiler , durağanlığı kırarak , yeni bakış açılarıyla ilerleme sağlayacaklardır.

Avatar
Nurettin Ketenci 10 yıl önce

Sayın Özdemir,
Yazınızda herkes tarafından bilinen veya bilindiği sanılan soruna dikkat çekmişsiniz, ne yazık ki, herkes bahsi geçen olayların farkındadır da dile getirmezler. İşte sizin yaptığınız sorunu dile getirmek olmuştur. Bu hususta özellikle teşekkür ederim.
STK'lardaki bu "ölene" kadar yöneticilik mesleğinin yanında ülke siyasi parti liderlerinin de aynı şekilde kullanılmasıdır.
Bu durum hem siyasi partilerde hem de ülkemizde "vesayet" sorununu doğurmaktadır. Yeni yüzlerin, genç insanlarımızın biraz olsun siyasete girme çabaları olduğunda karşılarına hep " ben 30 yıllık partiliyim" mantığında olanlar çıkmaktadır. Bu da ülkenin farklı bakış açılarına sahip olamamasına sebebiyet vermektedir.
Günümüzde bilişim teknolojilerinin geliştiğini ve de bu 30 yıllık politikacıların bilgisayar dahi kullanamadıklarını düşünürsek ülke siyasal hayatının genç beyinlere ne kadar ihtiyacı olduğunu da anlamış oluruz.
Tebriklerimi iletiyor ve beyninize sağlık diyorum.
Saygılarımla

Avatar
hayri akan 10 yıl önce

haruncugum merhaba,yazini okudum ve begendim ama basta da yazdigin gibi birseyin nedenini ararken o toplumu iyi etud etmen lazim(gelir seviyesi,iklim,din,orf adet ve en onemlisi genel egitim seviyesi,gecenlerde ceklerin hirsiz oldugunu ve onlar icin bunun kotu bir sey olmadigini soylemistim bugun de cumhurbaskanlarinin nasil kalem caldigini butun dunya gordu burada da aptal yakalanmis diyorlar)burdan yola cikarak nedeni bulmak kolay olacaktir fakat sunu unutmayalim cozume ulasmanin tek yolu egitim seviyesini artirip insanlari neden diye sorabilmesini saglamak ve aceleci olmamak acele edilir yukardan inme veya kurallarla cevrelenirsek bu is amerikanin iraka veya afganistana demokrasi getirmeye calismasina benzer.
Degisim her zaman bireyde baslar sonra bireyler topluluk daha da sonra toplumu olustururlar.
sevgiler,saygilar
arkadasin hayri