Temel bir gün adamın birine yaklaşıp “sen Japon musun?” diye sormuş. Adam da “yok, değilim” demiş. Tekrar yanına az daha yaklaşarak “kardeşim sen Japon musun?” demiş. “Yok, değilim” cevabını kaale almayan Temel tekrar sormuş “sen Japon musun?” Temel’e sinirlenen adam “hee kardeşim ben Japon’um ne var” demiş. Temel de “vallahi hiç benzemiyorsun” demiş.
   Gerçekte fıkra bundan sonra başlıyor benim için. Bu fıkraya bayağı gülmüştüm ilk duyduğumda. Arada bir yolda yürürken kendi kendime tekrar ederim kardeşim sen Japon musun diye. Sonra bir gülümseme yer edinir dudaklarımda.
   Bir gün İstanbul da belediye otobüsüyle eve gidiyordum. Bizim mahalleden çekik gözlü bir çocuk Beylerbeyi’nde atladı otobüse. Çocuğu hayal meyal hatırlıyorum. Yani daha önce görmüşlüğüm var. Çete lideri gibi mahallede başıboş köpekleri takar peşine birkaç çocukla sokak sokak koşuşurlardı.
   Çocuğu görünce fıkrayla birleştirdim ve bana bir gülme geldi. Çocuğa yaklaştım. Kulağına otobüsün gürültüsüyle karışık “Sen Japon musun?” diye fısıldadım. “Efendim” cevabı bana uygun değildi elbette. Lakin çocuk beni iyi duymamıştı. Soruyu bir daha sormam için en azından bir fırsattı. Tekrar soruyu az yüksek sesle çocuğa yönelttim. “Sen Japon musun?” “Yooo”. Bu aldığım cevap bir öncekinden daha iyi gelmişti. Tekrar sordum. O da bana gülüyordu. Acaba fıkrayı bildiğinden mi yoksa gözlerinin çekik olmasından dolayı sık sık bu soruyla karşılaşıyor muydu? “Ula sen Japon musun?” “Diilim” sözü biraz beklentilerimin altında olsa da ben yinede her ihtimale karşı “vallahi hiç benzemiyorsun” dedim.
   Başımdan geçen olayı evde de aileyle paylaştım. Aldığım cevap milletle uğraşıp durma oldu. İşim gücüm espri havasıyla etrafıma mutluluk saçmaya çalışmak.
   Eşim hamileydi. Gel zaman git zaman sonra bir oğlum oldu. Gözleri çekikti. Tıpkı bir Japon gibi. Bir de gülünce gözler hepten kayboluyor. Ne alakası var demeyin çünkü o çocuğun o halde olmasının faturası bana kesildi. Oğlum her güldüğünde kaybolan gözler ailede, benim otobüsteki fıkrayı ateşliyordu.
   Olay bununla kapanmadı elbette. Cem Yılmaz’ın fıtık hakkındaki esprilerine de takılmıştım bir ara. “Kaynım. Aynı. Yürüyemiyorum altıma yapıyorum diyorum. Kaynım yaptı bile.” Bunu tekrar edip duruyordum. “Böyle çekme yapıyor” diyerek ses tonunu da tutturmaya çalışıyordum. Etrafımdakiler gülüyordu.
   Oğlum bir buçuk yaşında kasık fıtığından ameliyat oldu ve sebebi yine benim. Bu sefer kimseye bir şey söylemememe rağmen, olayı çok abarttığım için başımıza bu gelmiş olabilir diye düşünüyorum.
   Önemli olanda yaşadığımız olumlu ya da olumsuz durumlardan ders çıkarma değil mi? En azından elimden geldiğince bir daha bu hatalara düşmemeye özen gösteriyorum. Yaşadığım doğal dersten herkesin ibret alması dileğimle. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Atalar 11 yıl önce

Güzel bir paylaşım necati bey teşekkürler