Öne Çıkanlar Ağasar Mehmet Akif Ersoy Maganda kurşun Mimar Sinan karayolu

Taşıma nüfusla değirmen dönmez

Geçtiğimiz günlerde Şalpazarı Belediye Başkanı Sayın Refik Kurukız ilginç bir açıklama yaptı. Bilindiği gibi sevgili başkan zaman zaman gurbette yaşayan Şalpazarılılara hitaben -devletten alınan hizmetin nüfusla doğru orantılı olması münasebetiyle- nüfuslarını Şalpazarı’na aldırmaları yönünde çağrı yapıyordu.

Son açıklamasında mealen “Biz sürekli bu daveti yaparken buradan birileri de nüfuslarını farklı il ve ilçelere aldırıyor” dedi. Bu kişilerin kim ya da kimler olduklarını biz anlayamadık ama nüfus kaydırılan yerleşim birimi olarak sosyal medyada yazılıp çizilenler Gümüşhane’nin Özkürtün beldesini işaret etti. Bu belediye nüfus yetersizliği nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış, o yüzden “desteğe” ihtiyacı varmış anlaşılan.

Taşıma nüfusla nereye kadar?..

Şimdi bu “nüfus aldırma” konusu üzerinde biraz duralım ve Refik Kurukız’ın yıllardır gurbette yaşayan Şalpazarılılara yaptığı çağrıdan yola çıkarak biraz fikir yürütelim.

Refik başkan bu davetle sadece resmi kaydı Şalpazarı’na aldırmayı mı kast ediyor yoksa gurbette emekli olmuş, çoluğunu çocuğunu yerleştirmiş hemşehrilere Şalpazarı’na kesin dönüş mü teklif ediyor tam olarak belli değil. Ya da ben net bir şekilde anlamadım. Eğer sadece kayıt aldırmaksa ve nüfusu memlekette olan Şalpazarılı gurbette yaşamaya devam ediyorsa bu tam anlamıyla bir kandırmaca. Zaten yanlış bilmiyorsam tespit edildiği takdirde cezai yaptırımı da var. Hâlâ var mı ya da fiiliyatta işliyor mu bilmiyorum.

İkinci ihtimal, yani memlekete dönüş fikri mantıklı ve anlaşılır gibi duruyor. Fakat o zaman da oyların gurbetteki önemi ortaya çıkıyor. Gurbette de siyasi makamlarda bulunan ve bulunmayı hedefleyen hemşehrilerimiz var. Aynı nüfus (ya da oy) onlara da lazım. Nasıl olacak bu işler?

Nasıl olacağını ben söyleyeyim: Taşıma suyla değirmen dönmediği gibi taşıma oyla da siyaset dönmez. Belki günü kurtarır ama yarın öbür gün “Oy sana daha çok lazım, yok bana daha çok lazım” kavgası kaçınılmazdır. Belki böyle kavgalar olmuştur da bizim gibi sıradan fanilerin haberi yoktur. Refik Kurukız’ın sitem dolu açıklaması zaten bu rahatsızlığın en açık göstergesidir.

Ne olması lazım? İnsanların bir yerde ikamet etmesi için daha anlamlı, gerçekçi ve somut gerekçeler olması lazım. İnsanların memleketten gurbete akın etmesinin en önemli ve önde gelen sebebi ekonomik problemlerdir. Bu da demek oluyor ki sebepleri ortadan kaldırmadan sonuçları da kaldıramazsınız. Bunun kolay bir iş olmadığı tabii ki çok açıktır ama başka çare de yoktur. Nüfusu göçebe gibi bir oraya bir buraya aldırmakla çözülecek problem değildir.

Ekonomi alanında memlekette neler yapılabilir? Yakın zamana kadar ilk akla gelen turizmdi. Ama virüs salgını ile turizm sektörü bütün dünyada felç oluverdi. Virüs bir gün varıp gidecek, turizm işi bitmiş değil ama bize göre daha öncelikli olması gereken sektörler var, o da tarım ve hayvancılık.

Yarım asırlık kooperatif

Yine geçtiğimiz günlerde Sütpınar-Simenli Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Cavit Erata’nın yerel medyada bir açıklamasını okuduk. Sayın başkan “1970 yılında Sütpınar-Simenli Köylüleri tarafından kurulan Tarımsal Kalkınma Kooperatifi şu anda 8 personeli ile beraber Şalpazarı ilçemize bağlı mahallelerimizden günlük olarak 2,5 ton civarında topladığımız sütümüzü tesisimizde hijyen koşullarında işleyerek üretmiş olduğumuz tereyağı, kaşar peyniri, telli peynir, minzi gibi ürünlerimizi kooperatifimiz aracılığı ile Şalpazarı, Beşikdüzü, Vakfıkebir, Trabzon gibi yerlerde satışa sunmaktayız. Sütpınar-Simenli Köylüleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olarak Şalpazarı ilçemizde hayvancılık yapan vatandaşlarımızın sütlerini alıp işleyerek üretmeye hazırız. Şalpazarı halkı olarak “Birlikten kuvvet doğar” misali kendi ürettiklerimizi kendimiz işleyelim, kendimiz üretelim, kendimiz pazarlayalım. Her yönüyle kazanan Şalpazarı olsun” demiş.

Bu çok sevindirici bir davet tabii. Ancak kooperatifin 1970 yılında kurulduğunu ve ondan çok daha sonra faaliyete başlayan benzer işletmelerin bütün Türkiye’de marka olduğunu hatırlayınca bizi bir düşünce alıyor. Açılan firmaların büyük çoğunluğunun (bir yüzdesi de vardı ama unuttum) ilk beş yıl içinde kapandığı bir ülkede yarım asır ayakta kalmak büyük başarı. Fakat bu kooperatifimiz çok daha büyük bir marka olabilirdi. Olsun, madem elimizde böyle bir değer var; büyütmek için siyasetçimizden kanaat önderimize, medyamızdan sivil toplum kuruluşlarımıza kadar herkes seferber olmalı diyorum.

Sahlep?

Derken Şalpazarı’ndan bir umut verici haber daha geldi. Bizim köy Akçiriş’le birlikte Geyikli ve Üzümözü’nde deneme amaçlı sahlep (ya da salep) dikilmiş. Bilindiği gibi dondurmanın hammaddesi olmasının haricinde pek çok alanda kullanılıyor ve Türkiye’deki üretim ihtiyacın çok altında. Ayrıca iyi de bir satış fiyatı var. Yani demek oluyor ki bizim oralarda tutarsa iyi bir ekmek kapısı olabilir.

Biz zaten yeterince uzayan yazımızda sadece kooperatif ve sahlep başlıklarına değindik. Elbet başka alternatifler de vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın pandeminin ilk günlerindeki “ekilmedik bir karış toprak kalmayacak” açıklamasını da göz önünde tutarak tabir yerindeyse sinekten yağ çıkarmamız gerekiyor. Bu da ciddi bir seferberlikle gerçekleşebilir, toprağımız değerlenir, insanımız nefes alır, ülke ekonomisine katkımız olur.

İşte o zaman hizmet ya da oy almak için nüfus taşımaya gerek kalmaz. Problem kalıcı olarak çözülmüş olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.