Şalpazarlıların asıl ihtiyacı…

Geçen hafta sonu Şalpazarı, Eğitim, Kültür, Sanat ve Turizm Derneği’nin 2. Olağan Kongresi yapıldı. Sıradan bir kongre olmadı, resmi prosedür sona erdikten sonra istişare bölümü başladı. Başta Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen olmak üzere çok sayıda konuşmacı söz aldı, görüş ve düşüncelerini dile getirdi. 

Tabii en çok telaffuz edilen kelime “eğitim”di. O bizim olmazsa olmazımızdı, tek çıkış yolumuzdu, dört elle ona sarılmalıydık. Hilmi Türkmen uzun konuşmasının bir yerinde şöyle bir ifade sarf etti. “Şalpazarlılar olarak fazla sayıda iş adamımız yok. Bürokratlarımızı artırmalıyız” Kelime kelime aklımda değil, gerekirse ses kaydına da bakarım ama gerek yok. Sayın başkan bu söylemi ilk kez dile getirmiyor. Belki bu iki cümle arasında bir iki cümle daha vardır. Neyse. Önce şu eğitim kavramına biraz daha yakından bakalım, sonra sayın başkanın söylemi üzerine de iki satır kelam edeceğiz. 

Biz eğitim kavramını bu kadar kutsar, başımızın tacı yaparken acaba nasıl bir eğitimden bahsediyoruz? Ebediyete akıp giden onlarca senede Türkiye’de diplomalı insan sayısını toplam nüfusa oranlayınca herhalde ciddi bir artış söz konusudur. Yani kâğıt üzerinde Türkiye’nin eğitim düzeyi yükseldi.

Peki yükseldi de ne oldu? Af buyrun, yere tükürme, çöp atma, kırmızı ışıkta geçme oranı düştü mü? Hayır. Gazete satışları arttı mı? Yok. Bilakis nüfusun artmasına rağmen nispi olarak değil, mutlak sayıda da düşmüş. Mesela eskiden 40 milyon nüfus 5 milyon gazete alırken şimdi 77 milyon 3 milyon gazete alıyor. “Efendim internet çıktı da ondan…” Hayır, en fazla okunan gazeteci-yazarların tıklanma (hadi her tıklayanı okudu kabul edelim) sayıları taş çatlasa 5-10 bini geçmiyor. Kitap okuma oranlarında her daim Dünya şampiyonuyuz, tabii tersinden. Anlayacağınız durum gerçekten vahim… 

O halde nasıl oldu da Türkiye’nin herkesin bildiği bazı ciddi kronik problemleri çözüm yoluna girdi? Gayet basit: Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 3 katına çıktı da o yüzden. 

Bakın, Süleyman Seyfi Öğün Yeni Şafak’taki köşesinde 8 Eylül 2014’te yayınlanan “Demokrasi...” başlıklı yazısında ne diyor: “Türkiye, 10.000 Amerikan Doları"na ulaşan bir kişi başına ulusal gelir düzeyine ulaştığı için, devlet ulus tecrübesinin doğurduğu sorunlarla yüzleşebildi ve bu sorunların ulus-devlet temelindeki çözümü için adım atabilir hale geldi. Değilse olmazdı.” Neymiş? Problemler parayla çözülüyormuş. 

Devam ediyor yazar: “Elbette, Türkiye demokrasisi konusunda, özellikle de kalkınmanın sosyal mâliyetleri ya da birey hak ve özgürlükleri noktasında dile getirdikleri şikâyetler üstü örtülecek hususlar değildir. Ama bu konuda veri aldıkları demokrasi standartları, kişi başına millî geliri 25.000-35.000 Amerikan Doları aralığındaki toplumların standartlarıdır.” Demek ki neymiş? Para kazanmak, refah düzeyini artırmak lazımmış… Yani önceliğimiz iş adamı çıkarmakmış, bürokrat yetiştirmek değil. 

Makro ölçekte bir ülkenin önemli problemleri refah düzeyinin artmasıyla çözülebiliyor, bu mikro ölçekte de (il, ilçe, kasaba, aile) aynen geçerli. Peki Sayın Hilmi Türkmen memleketi Şalpazarı’nın eksiklerinden biri olarak iş adamı azlığını dile getiriyor da neden hemen peşine bürokrat yetiştirmek gerektiğini söylüyor? Bilmiyoruz. Belki bir gün kendisi açıklar. 

Eğitim elbette önemli. Hem nitelik hem de nicelik olarak. Bürokrat da yetiştirmeli tabii, buna kimsenin bir itirazı olamaz. Amma ve lakin bunların hiçbiri parasız olmuyor. Yani en büyük ve en acil ihtiyaç aslında para. Fakat ne hikmetse kimse bu en büyük ve en acil ihtiyacın giderilmesi gerektiğinden bahsetmiyor. 

Bağlayalım: Şalpazarı’nın bugün dünden daha fazla siyasetçisi, bürokratı ve akademisyeni vardır. Ancak bu sayının yarın bugünden fazla olacağı anlamına gelmez. Yani bu hemşehrilerimizi her zaman bulamayabiliriz. Bakarsınız, onlar da bir gün bizi bulamazlar.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.