Bizim dernekler eğitimle yatar, eğitimle kalkar sağ olsunlar. Neredeyse her etkinlik “Eğitime destek” vurgusuyla duyurulur. Bu paralar şüphesiz eğitim amacıyla kullanılıyordur, ondan endişemiz yok. Ancak isterseniz bu dernekler ve eğitim konusuna biraz yakından bakalım:

Eğitimden kast edilen ağırlıklı ve öncelikli olarak burs. Derneklerin çoğu öğrencilerine yıllardır belli sayılarda burs veriyorlar. Peki bu yıllardır devam eden hizmet nereden gelip nereye gidiyor? Yani ilk başladığı zaman burs verilen öğrenci profiliyle şimdiki arasında bir fark var mı, varsa bu nasıl bir farktır? O zaman öğrencilerin kazandıkları okullar ve çalışma hayatında yerleştikleri pozisyonlar aynı mı, daha mı iyi yoksa daha mı düşük?

Bu soruları kendine dert edinen bir dernek görmedim. Bütün mesele verilen burs sayısı. Diyelim ki dernek 100 öğrenciye burs veriyor, görev tamamlanıyor. Gerisine kimse bakmıyor. İyi de yukarıda sorduğum sorular önemli değil mi? El âlemin çocukları ülkenin en prestijli üniversitelerinde okuyup yüksek profilli iş sahalarında istihdam ediliyorsa da sizinkiler olduğu yerde sayıyor, hatta geri gidiyorsa burada müdahale edilecek bir eksiklik ve yanlışlık yok mudur?

Görülen manzara odur ki, eğitim kavramı bir mitos haline getirilmiş ama içi boş kalmış. Yıllar geçiyor, eğitim gören çocuklarımızın ne yapıp ettiğiyle kimse ilgilenmiyor.

Ticarette iyi (!) değiliz

Tabii işin başka (ve belki daha da önemli) boyutları da var. Sözü geçen bazı büyüklerimiz her fırsatta “Biz Şalpazarlılar ticarette iyi değiliz. Tek çıkış yolumuz okumak” gibi son derece yanlış ve problemli söylemlerini tekrar eder dururlar.

Ne demek ticarette iyi değiliz? Ticaretsiz hangi toplum ayakta kalabilir? Sonra bu iyi kötü ticaretle uğraşan hemşehrilerimizi yok saymak, onlara hakaret değil midir? Geçenlerde bir hemşehrimiz Acısu’da yeni bir konaklama tesisi açtı ya da mevcudu yeniledi. Tam bilmiyorum, gidip görmedim. Bu hemşehrimizin kendisine –kârlı olmadığını ya da olmayacağı varsayımıyla- neden bu yatırımı yaptığını soranlara çok büyük bir rakam telaffuz ederek “Şu kadar zarar etse bile beni sarsmaz. Memleketime yatırım yapmış oldum” anlamında bir cevap verdiği kulağımıza geldi.

Daha önceki bir tarihte yine değerli hemşehrimiz, kıymetli ağabeyimiz Atilla Ataman aynı şekilde kâr-zarar hesabı yapmadan Erikbeli’nde ciddi bir turistik tesis inşa etti. Sayın Cumhurbaşkanını getirdi oraya.

Allah ikisinden de razı olsun.

Allah razı olsun da, “zayıf” olduğumuz ticaret alanında bir hemşehrimiz memlekete böyle bir yatırımlar yapıyor, kaç tane öğrenci okuyup bir yerde ücretli çalışacak da memlekete bu kadar katkı sağlayacak?

Üstelik ikisi de kara cahil, mektep medrese görmemiş insanlar değil bunlar. Ama tahsilleri ticarette başarılı olmalarına engel teşkil etmemiş. Kaldı ki başarılı ve memlekete faydalı bir insan olmak için üniversiteler bitirmek de şart değil.

Ben anadan babadan öğretmen çocuğuyum. Dolayısıyla eğitimi küçümseyecek, gereksiz bulacak halim yok. Fakat eğitime verdiğimiz önemin mahiyetini de gözden geçirmek zorundayız. Burs veriyoruz da çocukların daha kaliteli üniversiteleri kazanmaları için bir fikir ya da gayretimiz var mı?

Ticarete gelince. Anlamayız, bilmeyiz, kafamız basmaz diye bir şey yok. Böyle saçmalık olmaz. Ticaret olmadan hiçbir kurum, hiçbir insan topluluğu ayakta kalamaz.

Kısmetse bir başka yazıda daha etraflı değiniriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.