Hz. Musa İsrail Oğullarını Firavun’un baskısından kurtarmak için yıllarca mücadele eder, İsrail Oğulları Firavun’un helâkini görür, dokuz mucizeye tanıklık ederler (İsra 101) Firavun’un baskısından kurtulduktan sonra yolculukları sırasında bir putperst kavme rastladıklarında Musa’ya dönerek “… Yâ Mûsâ, onların taptığı sanem/put gibi bize de bir ilah yap.” Bizim de bir ilahımız olsun” derler. “…Mûsâ, şüphe yok ki, siz bilgisiz bir kavimsiniz. Dedi Araf 138”

Kıssadaki bu manzara insanların/toplumların uzun çatışmalar ve yaşanan devrimlerle bile olsa kolay değişmeyeceğinin meselenin derin bir zihniyet meselesi olduğunun kanıtıdır. Kendilerini Firavunun elinden kurtaran ve akıllarını defalarca acze düşüren olaylarla karşılaşan bu insanlar kendilerini güvende hissetmeye başlayınca, hemen Peygambere iş öğretmeye kalkıyorlar. Daha da öte Allah’a iş öğretiyorlar. İlahi tevhid’e inanıyor olmak insanlar için yeryüzünde toplum olarak nasıl bir yaşam öngörüyor? Allah’ın nasıl bir sosyal modelden razı olur? Musa’ya daha önce ve sonra sıkışınca dedikleri gibi “Ey Musa Rabbine dua et de bize nasıl bir ibadet, sosyal ve ekonomik yol izlemeliyiz bildirsin demeleri beklenirken hemen Musa’yı dolayısıyla ilahi müdahaleyi baypas etmeye çalışıyorlar. Bu onların bütünü kavramadaki yetersizliklerinden ve ihtirastandır. “…Mûsâ, şüphe yok ki, siz bilgisiz bir kavimsiniz. Dedi Araf 138”

Çatışmayı belki ırkî, belki salt sınıfsal görüyor olmalarından dolayı, genel Firavun gitti mesele bitti şeklinde düşünürken içlerinden bazıları toplumsal havsaladaki yüksek rolleri kapma telaşına düşüyor. Oysa Firavunları şartlar üretir. Sistem eşitsizlik üzerine kurulursa; Karı koca arasında efendi köle ilişkisi kurulur, karından veya dinden kardeş olanlar bile bir birlerini boğazlar. Yeni yaşam eskisini yeniden üretmeyecek bir şeriatle düzenlenmezse toprağa yeni Firavunlar ekiliyor demektir. Dinin ne olduğunun çok da fazla bir önemi olmaz.

İnsanın eşyaya taptığı toplumlarda piramidal/sınıfsal bir yapılanmanın geliştiğini ve eşitsizliğin, adaletsizliği doğuran en temel neden olduğunu, zulmün bu ilişki biçiminin doğal sonucu olduğunu anlamak gerekir. Bireysel ve sosyal olarak insanın eşitliğine inanılan bir toplumda ekonomik eşitsizlik nasıl kalıcı olabilir? Veya eşitsizliğin ürettiği zulümlere rağmen ekonomik eşitsizliğe Allah’ın razı olacağına, hatta bunu öngördüğüne inanmak ne büyük iftiradır. Oysa ekonomik eşitlik prensibinin işlediği bir toplumda/cemiyet hiçbir zulüm kalıcı olamaz. O halde Allah eşitlikten yanadır.

Hz Musa lideri olduğu “fasık toplumu Zuhruf 54”  önce baskıdan kurtarıyor, sonra ıslah edip onları bir cemiyet’e dönüştürmenin kural ve kaidelerini/şeriat almak üzere Tur vadisine gidiyor. Ancak kavmi onu beklemeksizin Mısırdayken özendikleri ve içlerinde bir özlem olarak büyüttükleri hayatı yeniden kurmak için ilk adımı atıyorlar. Samirri adında bir kuyumcu onların içindeki altın ve mal/buzağı sevgisini görünce aralarındaki altın sahipleriyle işbirliği yaparak liderliği ele geçiriyor. Ziynetleri toplayarak dikkatleri üzerine çekip, altın ve gümüşten sarıya çalan ve böğüren bir buzağı heykeli yapıyor.  “...O erimiş altınlardan böğüren bir buzağı heykelini yontarak İsrailoğullarının önlerine dikti. Onlara; «İşte sizin ve Musa`nın ilahı budur, Musa da onu arıyor» dedi. Taha 88, Araf 148” Onu erittiği potaya biraz da elçinin ayak izlerinden toprak atarak bir dini meşruiyette sağlayan “Sâmirî, (Musa dönünce) ben onların görmediklerini gördüm, sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım, eriyen külçeye attım. Nefsim, bu işi bana böylece hoş gösterdi dedi. Taha 96” Samirri toprak atma ritüeliyle halkın gözünü boyuyor. Böylece siyasal ve ekonomik amaçlarını kutsallık perdesi arkasına gizliyor. Halkın çoğu numarayı yutuyor ve ona itaat ediyorlar. Böylece sömürü düzeni başa dönmüş oluyor. Samirri Firavun, ziynet sahipleri Karun rolünü alıyorlar. Elbette böğüren ilah üzerinde en çok altını olan en çok itibarlı olmuştur. İktidar el değiştiriyor, düzen devam ediyor. Hz. Musa’nın gelip hakkaniyete uygun ve ıslah eksenli bir toplumsal yaşam kurması engelleniyor.  

Allah Hz. Musa’ya kavmi arasında öğretmesi ve uygulaması için içinde ilim ve hikmet olan kitabı veriyor. Sosyal, ekonomik ve siyasal kurallar öğretiyor ve onlardan kuvvetli bir ahid alıyor.

“Bir zaman İsrailoğullarından, Allah`tan başkasına tapmamak, anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik etmek üzere kesin söz almıştık. İnsanlara güzellikle söz söyleyin, iyi şeyler buyurun, namaz kılın, zekât verin demiştik. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden dönmüştünüz, hâlâ da dönmedesiniz. Bakara 83”

“Allah, İsrailoğullarından kesin söz almış başlarına kendi aralarından on iki önder göndermiştik. Allah onlara demişti ki; «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, onların tarafını tutar ve dünyada karşılığını beklemeksizin Allah`a borç verirseniz,(insanlara faizsiz borç vermek) kesinlikle kötülüklerinizi siler, sizleri altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Bu sözleşmeden sonra içinizden kim kâfir olursa doğru yoldan sapmış olur. Maide 12”

            “(Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz. Bakara 84”

            İsrail Oğulları bu ahitleri, dünyevi ihtiraslar nedeniyle çiğnediler ve her çiğnediklerinde büyük belalara düştüler. Burada kıssa İsrail oğulları üzerinden anlatılmış olsa da insanlık için temel sosyal kurallar anlatılmaktadır. Bu gün bölgeye ve dünyaya baktığımıza denklemin benzer şekillerde işlediğini görüyoruz. Devrilen diktatörlükler yerine kurulacak düzenlerin Musa’ya mı, Firavuna mı yakın olacağını konuşuyoruz.

            Bu gün Türkiye de muhafazakârlık denen dindar statükoculuk İslam dünyasına model olarak öneriliyor. Muhafazakar sermayenin karakteristiği Samirrinin buzağısına benziyor. Elçinin ayak izlerinden potaya atılan toprak da İslamilik takılarından ibrettir. Buzağı kapitalist üretim ilişkileri, para ve bankalardır. Böğüren buzağının sesi tapınak rahipleri kapitalist iktisadiyatın ekonomistleridir. Borsanın kapısında boğa heykeli olması da enteresan bir ironi olsa gerek. Obama Müslüman olsa ne değişiyor. Amerika bir Müslüman tarafından yönetiliyor olur. Müslümanların yaşadığı ülke olur. Müslümanların ülkesi olmaz. Üslümanların başkanı değil Müslüman bir başkan olur.

            Bu ifadeler, Allah; Müsüman’ın nasıl bir ekonomi, para, mal, sosyal ve siyasal ilişki biçiminde olmasını ister diye sorular sorarak, Musa’nın Tur’dan gelmesini beklemeden Samirriyle iş tutanlara ağır gelebilir. İslam’ı dara çekerek sorgulayanlar, piyasa denilen tanrıya sorgulamaksızın teslim olmamızı istiyorlar. Her türlü rezaletin önüne İslamî ifadesini getirerek Müslümanlar küresel kapitalizm’in yanaşması haline getirilmek isteniyor.

            Müslümanlar içtimaiyatın her alanında ıslaha yönelik yollar arama zorunluluğunu terk ettiler. Kapitalizm’e abdest aldırmakla meşguller. Kapitalizm’i gusül abdest’i bile kurtarmaz. Zira necaset cevherinden olanı yıkayarak temizleyemezsiniz.

            İslam’ın bir ekonomik modeli var mı sorusu bir saptırmadır. İbaha esas haramlar arızidir. İslam kesin haramları saymış, ilkeleri koymuş ve sınırları çizmiştir. Kuran konuyla alakalı hükümler vaz etmektedir. Kuran inip duruyorken Hz. Muhammed, Pazar kurmuş ticaret yapmış, para idare etmiş, işçi çalıştırmış, hem emek hem sermaye olarak ortak olmuştur. Bunlara baktığımızda İslam açısından kapitalizm temel kabulleri, yapısı ve sonuçlarıyla reforme edilerek Müslümanların kabul edebilecekleri bir sistem değildir. Kapitalizm ve küresel hali emperyalizm İslam’ın hedeflediği islah’ın tam tersi, fitne ve ifsad’ın ana kaynağıdır.

www.ozgundurus.com


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.