İnsan yalnız yaşayamaz,  etrafında muhakkak başka insanlar olacak. Daha da kalabalık, birikimleri olan, geleneksel ve kültürel çeşitliliğe- işleyişe sahip halklar olarak var olmak en güzelidir...

Herhangi bir sorun karşısında, aynı fikirler etrafında buluşan insanlar, yaşamsal değer atfettikleri, sahip oldukları ve var olma gerekçesi olarak  gördükleri birikimlerini korumak, geliştirmek veyahut geleceğe taşımak kaygısıyla bir araya gelip, adına yekün olarak         “sivil toplum örgütü s-t-k” dediğimiz kurumsal yapılarda örgütlenmişlerdir.

Küresel eğilimlere paralel olarak, bireysel hak ve özgürlüklerin ön plana çıktığı, halkların ve etnik yapıların sıkça kaşınmaya başlandığı son 20-25 yıllık periyotta, bu sürecin gereği olan dernekler ve diğer stk’larla ilgil yasal düzenlemeler de hızla hayata geçirilmiş vaziyettedir.

Dernekler ve sendikaların ve hatta siyasi partilerin kapatıldığı 12 eylül sürecinden sonra, yeniden önü açılan bu “legal örgütlenme” sürecinde, hemşehri dernekleri de hızla çoğalmış, köy, ilçe ve il derneklerinin sayısı 100 binlere dayanmıştır.

Örgütlü toplumların, süreçleri iyi değerlendirebilmesi ve niyetini apaçık ortaya koyabilmesiyle, engin fırsatlara da ulaşabileceği, haklarını daha kolay savunabileceği, mevcut devlet nizamının işleyişinde önemli bir denetleyici baskı unsuru olabileceği kabul edilir.

Üstelik de, bu örgütlenmelerin, üst yapılara  açık; birden çok stk’nın bir araya gelip, sonsuz üst yapılar oluşturmaya da müsait bir özgürlükleri ve hareket alanları vardır. Mesela, yedi kişiyle bir dernek, beş dernekle bir federasyon, üç federasyonla da bir konfederasyon kurabilirsiniz.

Bu durumda,  kabaca bir hesapla;  elli kişi bulursanız, “Türkiye Üç Maymunlar Konfederasyonu” kurabilirsiniz. Kanunen hiçbir sakıncası da yoktur. Her türlü yasal organizasyonu yapabilir, ticarete atılabilir, siyasete göz kırpabilir, protokolde başbakanla kim bilir cumhurbaşkanıyla bile yan yana diz dize oturabilirsiniz bu sayede.  Mümkün…

Lafı fazla eveleyip geveleme gardaş, ne diyeceksin, sen nereye varmaya çalışıyorsun?..diyenler hemen eşittim.. Haklısınız…

Biz Şalpazarlılar, bu dernekçiliği çok sevdik. Bir hemşehri derneği için lazım olan en önemli malzemeler, otantik yaşam biçimi, ezilmişlik hissi, bastırılmış ve atılım yapmak için bir gedik arayan  beynimiz,  prangalardan bir kurtulsa, en uzağa haykıracağımız sanatçı ruhumuz, sesimiz, sazımız ve dahi sandık sandık seçmenimiz dahil her bir şeyimiz mevcutken, durmak olur muydu?...

Öyle de oldu, sayılarımız bir düzineyi geçince, iştahı kabaran önderlerimizi de bulunca, kim tutar seni… Aslında bu aşamada her şey güzeldi; bakanlar, milletvekilleri, belediyenin, resmi dairenin başındaki mümtaz şahsiyetler, işadamlarımız, yetiştirdiğimiz değerlerimiz, canlı yayınlarla ve uzay yoluyla,  Ağasar’ın en son köyünde en son hanesine kadar geldiler.

 Bizi okşayan bir durumdu aslında; birden aklımıza İstanbul’da, Marmara’da, Türkiye’deki doksanbin Ağasar’lı geldi. Birlik’ten haz alamamış olsak bile, resmi olanında bir hayır vardır diye fikir birliği çıkınca da ŞALFED doğdu. Güzel oldu, hatta “ihil oldu, has oldu”…

Federasyon çağı başlayınca, ikilemler de  zuhur etti. Derneklerin üye olduğu bir derneğin,  işleyişi  nasıl olacaktı?. Üye derneklerin hamileri,  temsil kabiliyetlerinin kısmen başkalarınca kullanılmasını kabullenebilecek miydi?...  Bazı dernekler/ hemşehriler arasındaki ufak kırgınlıkları derin faylara dönüştürerek bu sorunun da üstesinden gelinebilirdi; öyle de oldu.

Yedinci sene-i devriyemizdeyiz. Onbeş oldu sayımız ŞALFED’de. İki yüzden fazla da delegemiz.  Başarısızlık kriterlerimiz çok farklıdır; başarıya dair olduğu gibi. Kendi sorunlarımızın çözümünde içimize kapanır, bir sonuca gideriz elbette. Ancak, bunu yapamayacağımız sulara açıldığımızda ne olacak?.

Bu iş Trabzon ölçeğinde tam bir problematiğe dönüşmüş durumda. Bu adla iki Federasyonumuz var artık. İkisinde de Şalfed’den temsilci bulunuyor. Politikalarımızı belirlerken, hangi tarafımızla bakacağımızı bilemez haldeyiz;  bilmem “kimciler”  istifa edip bu yana gelmeli diyen “en doğrucular” çok...

Bu mengeneden sıyrılmanın  bir yolu olmalı. Yoksa, iki taraftan da duvarlar yaklaşıyor, üstelik artık yanyana duracak yüzü kalmayanlar, sıkışan duvarlara habire omuz  veriyorlar dışarıdan. Çünkü iki tarafta biliyor ki, Şalpazarı’nın “saflığı” olmazsa,  hiçbir yere gidemezler. Olsa da gidemezler ya!..

 Trabzonsporluluk gibi bir üst kimlik varken, üstelik bu kimliğin bizi zeytinyağına dönüştüren sıkma değirmeni tam tepemizdeyken bile, onu ölümüne seviyorken, hiç kimsenin Trabzon’lu Federasyonlara aidiyet hissetmesi mümkün değil. Hele, “ilk icraat” olarak, “24 şubat”ı, konser ve gövde gösterisine çevirmek isteyenlere…

Durum burada bizim adımıza vahim, kırılganlığımızı, kışkırtılmaya açık benliğimizi kullanlara anında teslim oluyoruz. Ben  Şalpazar’lı hiç kimsenin, başka bir  ilçeden dernek, adam, lider devşirmeyi aklına getirdiğini görmedim. Ama nedense, oturacak sandalyesi olmayanlar, ellibin sandalyeli stadyumlar vaad ederek bizim böğrümüzü deliyor. Yetmedi, bizim canlarımızı, canımızdan bezdirmek için üzerimize salıyorlar. Bunu nasıl başardıklarına şaşıyorum; aslında canlarımızın bu oyuna nasıl alet olduklarına şaşmak lazım, değil mi?.

Evet, mengenede kalmıştık. Çıkış yolu aslında var diyenlerin aklına; TRABZON  KONFEDERASYON’nu kurmak gelmiş. Aslında bir hafta önce, Karadeniz Konfederasyonu(KARKON)’na katılmak olan gündem!?, Trabzon Konfederasyonu olarak ikame olmuş desek daha doğru olur. Bu sayede, bizi sıkıştırırken ayrıştıran Fedreasyonları ancak  baypas ederiz fikri fena değil, hatta elle tutulur bir fikir.

Bu fikir tartışmaya açıldı Şalfed’de. Birkaç haftadır gündem. Ancak bizi buraya getirip dayatan süreci çok iyi irdelemeden, yüzleşmeden, gerekirse hesaplaşmadan samimi bir sonuca gitmemiz bence zor görünüyor… Bunun altında bir kahramanlık gösterisi sezenlere kulak vermek lazımdır…

 Muhtemel  “Trabzon Konfederasyonu’nu”,  bu güne kadar, Federasyonlarda, Konfederasyonlarda görev almamış isimlerin oluşturması görüşü, bu işi organize edecek komisyonun yapısıyla çelişiyor. Daha işin başında, geniş bir istişare tabanı aramadan, çok dar bir çerçevede bir heyetin oluşması, niyetleri peşinen kadük olmaya mahkum edebilir.

Meseleyi, sanki profesyonel bir iş gibi algılayan, ..”bu şarttır, öyleyse biz kurmuş olalım” diye düşünenlerin, durup bir kere daha düşünmeleri gereği vardır. Her ilçeyi, toplumun her katmanını, farklı jenerasyonları  bu fikir etrafında düşünmeye çağıramayan bir sesin, asıl amaca ulaşması zordur; ama yasal olarak mümkündür. Oysa, önemli olan gönüllülüktür, geniş tabanlı olmaktır. Yoksa, “kurucu” olarak ölmek, hiç para etmez. Artık çantalardan, tezgahlara, vitrinlere, sahalara inemeyen hiçbir irade,  zamanımızı, mali kaynaklarımızı ve en önemlisi sıkılaşan saflarımızı gevşetip kopartarak hepimizi heba eder ki; işin  müsebbibleri,  “..yaptım oldu sana ne..”? deyip çekip gidebilirler de.

Bu noktada, Şalfed Genel Başkanlığının duruşunu, pozitif bir işaret fişeği olarak algılamak lazımdır. …”Bu dernekler beşer beşer Federasyonlara yığılırken, neredeydiniz?... Arsin Federasyonundan Kadek (kar-kon)’e hemşehrilerimiz gitmek zorunda kalırlarken neredeydiniz?... Bu bölünmelerde benim ne dahlim var?....” çığlığını destekliyorum.

Ancak, hemen belirtmeliyim ki, Kadek (Karkon)’e katılım konusunda, dayatmacı zihniyetle yapılan toplantıda,  naçizane tavrım net idi. “…Kadek’e katılmak mecburi değil, Şalfed Yön. Krl ve Başkanlar dışında oluşan ve dayatılan fikirlere benden destek olamaz.  Bu vesayettir. Şalfed katılmayı uygun bulmamışsa, bu arkadaşların derhal geri durup, Şalpazarlının yanında olmaları gerekir.. Bu kadrolarla, bu işin sonu  şöyle şöyledir…Bu girişim, ilk genel seçimlerde etiket arayışıdır…Ben çizgisi kırık, ilkesiz başkanlarla beraber çalışamam, derhal istifa ederim…”  görüşünde idim. (Mayıs 2010)

Ayrıca, Trabzonlular Federasyonu’nun kuruluşu aşamasında da, “….TDF ‘nin içinde mücadeleden yanayım, ancak buna imkan kalmamış ise (bence mümkündü),  kurulacak yeni federasyona, Şalpazarı-Ağasar’ın tamamını temsil edecek  bir derneğimiz katılsın, üst kurul delegesi olmasını arzu ettiğiniz insanlarımızı da o dernek üzerinden taşıyalım… Aksi halde, beş dernek ve elli delege ile, orası da Şalfed’in ikizi olur, işlevsiz kalır…..” görüşünü  ısrarla paylaşmıştım. (Ocak 2011) Şimdi, Şalfed Genel Başkanlığının yakındığı noktaya gelinmiş olmasında, hangi düşüncelerin kabul görüp-görmediğini kamuoyunun nazar-ı dikkatine sunuyorum. Üstelik, Trabzon’un batısının ihmal edilmişliği  vurgusuyla, bir karşı çıkış planlanırken, ilk genel kurulda,  batıdan bir başkanın seçilememesi çok büyük bir çelişkidir ve kandırılmış hissine kapılan derneklerimiz, bu durumdan rahatsızlıklarını da dile getirmişlerdir.

Ne yazık ki, bugün Şalfed nezdinde, kırılmalar ve ayrışmalar fay hattına dönüşmüştür. Bu süreç, Kadek (Kar-Kon)’la başlamış, Şalfed tarafından gazetelere verilen Sisdağı bildirisine, illegaliteyi savunan cılız tepkilerle devam etmiş, Trabzonlular Federasyonu ile hızlanmış, Şalfed Genel Kurulu süreciyle de zirveye çıkmıştır. Bu genel kurulun, “Kar-Kon’un rövanşı” olarak gördüğümü de her daim deklare etmişidir.  22 ekim 2011 de yerle bir olmuş bir Şalfed tarifi yapanlar, 24 ekim 2011 de, aynı Şalfed’in, kurumsal gücünden, yaptığı önemli faaliyetlerinden, birlik beraberlik için öneminden dem vurarak, ilgilililerin ruhunu okşamaya, “alacakları şeyler” için derhal kamuoyunu hazırlamaya koyulmuşlardır.

Ne yazık ki, Karadeniz ve Trabzon kamuoyuna hükmettiklerini sananlar, Şalpazarı’mız adına değişen ve gelişerek büyüyen yeni durumu-oluşumları  kavramakta aynı mahareti gösterememişlerdir. Kadek (Kar-Kon)’in, Kastob’un karşısında kurulduğunu, Kastob (TSK)’a üye dernek veya federasyonların asla burada temsil edilemeyeceğini deklare ederek (Zeki Al-Yeşil Giresun Gazetesi), zaten kendini bir girdaba sokmuştu.

Ancak asıl hayal kırıklığı, Kastob bünyesindeki STK’larda  delegelik ve üyelikleri  devam edenlerin, istifa etmeyi düşünmemeleridir. Tüm, bu sorulara, kamuoyu önünde, karşılıklı çevaplar bulmak, en haklı taleptir. O alelacele oluşumun, ilk genel seçimlere yönelik “etiket”  arayışları olduğunu sağır sultan bile duymuş iken… Ne var ki, şahsi çıkarların, gizlenen niyetlerin işe karıştırılması, bu yapılanmalar için  en büyük handikap olarak görülmektedirler. Çıkış yolu bulmak da, yine bizim işimizdir ve Mümkünlü’de herşey mümkündür…

Derneklerimizi sömürüye açık edenler, artık toplumsal bir uyanışın var olduğunu görmelidirler. Burada bir ayak direme değil, geçit vermemek üzere dik duruşun var olduğunu anlamalıdırlar.  “Truva Atı” arayışı sahipleri ve niyetlileri de, artık “go home” zilinin çaldığının farkına varmalıdırlarlar. Bizim kamuoyumuzun karşısına geçip, sorularımıza açık cevaplar vererek, insanlarımızı aptal yerine koymaktan geri durmalıdırlar. Adımızın sonuna, başına her neresineyse, etiketler yapıştırmaya, kendilerine de apolet takmaya kalkışmamalılar. Trabzon’un doğusuna Şalpazarlıyı düşman edip, keyif çatma devri bitmiştir. Şalpazarı, her yönüyle, tırtıklanan, kışkırtılan, sen-ben kavgasına açık,  tribünlerdeki oturakları doldurmak için kullanılan , ama oturacak sandalyesi olmayan “çantacıların” oyuncağı olmayacaktır.

İşte, Mümkünlü’den mektupların ilki böyle… Ancak, sakın kimsenin şevki kırılmasın; her dertten bir çıkış vardır. Yeter ki bir ışık görünsün. İyi niyetli arkadaşlarımızı cesaretlendirmek görevimiz…Eşitlik talebimiz asla yok; ADALET beklentimiz ise sarsılmaz.

'Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yapacağımız yolculuktur, o özgün çağrıya kulak vermeli ve yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz.' (*Susana Tamaro-Yüreğininin Götürdüğü Yere Git….)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
aliozturk 10 yıl önce

hasan kardesımıze oncelıkle yaptıgı bu ozelestırıden dolayı tesekkur ederım.
Bütünlügü saglamak adına kapıdan ilk adımı atan kısılerı hep takdır etmısımdır bır salpazarlı agasarlı olarak etmeye devam edecegım. asıl olan nedır dersenız bız butunlugu saglarsak bız bıze yeterız. ama sı var nedenı herkes kendı kapısınıın onunu supurmesı gerekır. bızler hep alısmısız kolaycılıga hep kolay olanı secmısız kolay yoldan nasıl bırseyler yaparım anlayısını on planda tutmusuz. ama hayat oyle degıl acımasız vıcdansız adını ne koyarsan koy, bızler eger sen ben olayından arınırsak kendı ılkelerımıze sahıp cıkarsak lafı fazla uzatmadan bız bıze yeterız dıyorum. kalın saglıcakla...........

Avatar
Abdullah GÜLAY 10 yıl önce

ÇOk önemli bir değerlendirme yazısı. Hasan Bey'i tebrik ediyorum.