Diğer ağaçların arasına gizlenmiş, kendini ancak bu şekilde koruduğuna inanıyordu sanırım. Ya da onu oraya her kim diktiyse, niyeti biz haylaz çocuklardan meyvelerini korumak içindi. Ama gizlenemeyen bir gerçek vardı ki o da kiraz meyvelerinin kırmızı olmasıydı.

 Okuldan gelirken yeşilliklerin arasındaki kırmızılığı fark etmem pekte zor olmadı. Hafif yeni olgunlaşmaya çalışan meyveleriyle, istemeden de olsa kiraz ağacını sobeletmiştim. Zaten ben fark etmeseydim illa birileri görecekti o güzel ihtişamı. Kaçarı yok artık. O kiraz ağacının meyveleri, yakınında ev olmamasından da kaynaklanarak öğrencilerin kısmetiydi.

Yanımdakilere altın bulmuşçasına, yöresel lisanı da kullanarak “aha havurda kiraz ağacı görünüyo”. Bütün gözler radar gibi hedefe kilitlenirken, ağızların suları da kendiliğinden akmaya başlamıştı. Aramızda hızlı bir plan yaptık. Akşama üç beş arkadaş geleceğiz ve bu kirazı yiyeceğiz. Biraz ormanın arasında olması onun az çok sahipsiz olduğunun işaretiydi. Ya da nefislerimizi ancak bu şekilde kandırıyorduk.

Karanlık iyice kapattığında yaklaşık beş arkadaşla birlikte, köyün dışında kalan kiraz ağacına doğru yola koyulduk. Şaka şamatayla yüzümüzün ışığıyla aldığımız yol fazla uzun sürmedi. Yolun dışına çıkıp hendekten yukarıya doğru tırmanarak ağaçların arasında kalan kiraz ağacını dibinde kümeleşmiştik. Yukarı tırmanıp kırmızı sulu kirazları üçer beşer ağzımıza atıp, yine ağzımızın bir kenarından çekirdeklerini çıkardığımız kiraz bize fazla direnemedi. Hızlı yiyip, işimizi erken bitirme planları içersinde olduğumuzdan, kirazları bir kenardan atarken fabrika usulü çekirdekleri diğer kenardan çıkarıyorduk. Konuşmaların işlerimizi yavaşlatacağını düşünerek, kimse kimseyle konuşmuyor arada çıt, çat diye küçük dalların kırılma sesleri karanlığı süslüyordu. Herkesin bir başka dalda hayalet görünümü en fazla yarım saat sürmüştü. Hep beraber yeter deyip inmeye kara verdik.

"Çaattttt!" diye bir sesle irkildim. Ardından zorla kısılmaya çalışılan gülüşmeler ve bunları takip eden kahkahalar. Bir yandan hem gülüp hem de diğer gülenleri susturmaya çalışan bir iki kişi. “oğlum susun, oğlum sussanıza”. Biri düştü sandım ama Allah’a şükür ki öyle bir şey olmamıştı. Ağaçtan aşağı ilk önce inenlerdendim. Ana yola inmek için hazırlandığımda bir arabanın yoldan geçtiğini görüp saklandım. Arkamdan arkadaşlar da saklandı. Daha sonra hendekten kütürtülerle yola inip sevinçle yürüyorduk.

Gecenin karanlığında ağacın benimle birlikte yürüdüğünü görünce irkilerek durdum. “bu ne yaaa” diyerek bana değen çalılıkları yokladım. İkinci gurup kahkahası hemen yanımda patlayıverdi. Hafif aydınlık yerde gördüm ki arkadaşlar inerken bir dal kırmışlar yolda yiyelim diye. Dal dedikleri ağacın tepe kısmını oluşturuyordu. İki kişi kıramamış, kemerlerini çıkarıp bağlamışlar ve hep beraber çekmişler. “yuh” dedim ve elimden başka bir şey gelmedi. Bir tanesi pişkinliği devam ettirerek “yarın baltayla gelelimi lan” dedi. “Sizinle bir daha böyle bir şeye kalkışmam, çok ayıp etmişsiniz” dedim.

Şimdi çocukluğumda arkadaşlarımla beraber bir ağaçta olsa seni kırdığım için çok özür diliyorum sevgili kiraz ağacı. Çocuktum, büyüdüm olgunlaştım. Yaptığım büyük küçük hatalarımı, keşke mağdur ettiklerimle konuşup tatlıya bağlayabilsem.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kaknus 10 yıl önce

Artık bütün meyveler ağaçlarda çürüyor. Şimdiki çocuklar ağaca çıkmak yerine çarşıdan almayı tercih ediyorlar.

Avatar
AYSE 10 yıl önce

Herkesin özür dileyeceği bir kiraz ağacı vardır mutlaka, ben de özür diliyorum kiraz ağacından, erik ağacından, dut ağacından..